'' Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubad zamanında, başkent Konya'da Horasanlı bir şair yaşardı. Minyatürler yaptığı veya minyatür gibi renkli şiirler yazma iddiasında olduğu için Dehhanî (nakışçı) mahlasını kullanan bu rind şair, sarayında Farsça'yı edebiyat dili kabul eden hükümdara Türkçe kasideler sunarak ona bir şeyler anlatmak istiyordu.
Biraz dünya hayatından, biraz devlet yönetiminden, biraz kişisel tecrübelerinden dem vurarak o dönemin iyiden iyiye dünyevileşen yönetimine mesajlar verme gayretindeydi. Horasan'ı çok özlemişti ve Konya'daki sarayın artık fazla yaşayamayacağını biliyordu. Saray dışında sufizmin halka yayılan etkisini biliyor, onların irşad halkalarından edebi ilhamlar alıyor lakin sözlerinde, sarayın hoşuna gidecek şekilde dünyevi zevkleri anlatıp arada sırada ibretlik birkaç beyti de araya sıkıştırıveriyordu. Temiz ve pürüzsüz Türkçe'siyle takdir topladığı içindi ki söylediği hikmetli hayat düsturlarıyla kendini dinletiyordu. Zaman oluyor, gazeller yazarken bile sultanın yahut devletluların okumaları için öğütler vermekten geri kalmıyor, zaman oluyor dünyanın eğlencesinden bahsediyordu. Yine bir gazeline, "Bir kadehle bizi sâkî gamdan âzâd eyledi" diyerek başlamış ve en sonunda da sultanın ihtiyaç duyduğu cümleyi söyleyivermişti:
İster isen mülk-i hüsn âbâd ola dâd eyle kim
Pâdişehler dâd ile mülkünü âbâd eyledi
Beyit, aşağı yukarı şöyle demeye geliyordu: "Ey sultan, güzellik ülkesini bayındır eylemek istiyorsan adaletli davran ki padişahlar yurtlarını adalet ile âbâd ederler."
DEVAMI
İskender PALA

iskender hocanın sıkı takipçisiyimdir.. güzel bir yazısı daha .. tşkler
YanıtlaSil